Maneviyat - Efrâdını câmi, Ağyârını mâni..... - Blogcu



Sen Vazgeçmeyensin...

Sen Vazgeçmeyensin...

Selim Gündüzalp

BİZ, bizi yaşattığını unutsak, bunca nimetlerine arka dönsek de, Sen yine bizden vazgeçmeyensin. Gündüzleri güneşlerle, geceleri pırıl pırıl yıldızlarla aydınlatansın. Baharı binbir nimet yüklü vagon yapıp, mevsim be mevsim gönderensin. Bizden istediğin ne ki, sadece bir şükür, bir hamd ve bir teşekkür… Onca sayısız ikramına karşı. Bunu da unuturuz yapmayız. Ya çoğu defa gafletle ya da ucuz tarifeden saydığımızdan gönderdiklerini. Belki de şükre layık görmeyiz. Gerçekten de öyle midir? Hayır ve asla. En küçük nimetin dahi, bir an olsun yokluğunu düşünün bir bakalım? Meselâ bir anlık hava nimeti ya da bir bardak su, ne kadar değerlidir. Gönderdiklerine ve Sana muhtacız. Bizler ki, sevgine açız. Herşeyi bilip gönderen Sensin. Sen asla vazgeçmeyensin, nimetlerini üzerimizden hiç eksiltmeyensin. Bu nasıl bir şefkattir anlamak zor. Belki bir nebzecik olsun şu örnekle:

“Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) bir kadının çocuğunu alıp, şefkatle bağrına bastığını görünce, sahabelere şöyle der: ‘Bu kadının şu çocuğuna olan sevgisinden Allah’ın size olan şefkati, merhameti ve sevgisi çok daha fazladır.’” Biz Seni anne babamızdan daha şefkatli bilmedikçe; bu dünya gurbetinde rahat yok bize, huzur yok yüzümüze. Kalbimiz bomboş, sevginden yana fakiriz. Görünürde her şeye sahibiz. Ama paramparçayız. Gönül tahtını yabancılar istilâ etmiş. Nefsin elinde oyuncak olduk. Hâlimiz Sana malûm perişanız. Sen yine de hiç vazgeçmeyensin, kulların Senden vazgeçse de nimetlerini hiç eksiltmeyensin. Sen aziz olan Allah’sın, Rahman’sın. Burada şükrünü ifâ edenlere, kabirde ve ahirette de nimetlerini vereceğini müjdeleyensin. Rahim’sin.

Bugün bir çocuk arabasıyla bir baba geçti yanımdan. İçinde dünya tatlısı bir bebek vardı seslendim ardından; “Dünyanın en kıymetli hazinesini taşıyorsun” dedim. “Aynen öyle” dedi Senin kapında, Senin katında bizimde o çocuktan farkımız yok. Bir baba, bir anne nasıl evlâdından vazgeçmez, onu ihmâl etmezse, bizim de senin katında durumumuz aynen böyle. Binbir ihtiyaç içindeyiz ama imdadımıza ve ihtiyacımıza koşan Senden başkası yok. Hâlimizi, derdimizi açıp, paylaşacağımız Senden başka gerçek dostumuz, gerçek sevgilimiz yok. Bir yaşa gelmeden, çevremizdekiler birer birer çekilip gitmeden anlayamıyoruz bunu. Güneşi, suyu, havayı lütfeden, kâinatı ve dünyayı önümüze seren, bizi yaşatan, hayatı veren Sensin. Sen ki, Rahmansın, kullarından asla vazgeçmeyensin.

ALLAH’IM, ah Allah’ım Seni bize çok yanlış tanıttılar, çok eksik anlattılar. Gözümüzün önünde açılı duran kâinat kitabından okumadılar. Arıyı, balı, meyveyi, göğü, güneşi sevmeyi bildiler. Ama bu nimetleri, bu güzellikleri veren, Senden hiç bahsetmediler. Sana yönelecek sevginin ve şükrün adresini değiştirdiler. Bu sürgün, bu uzaklık yetti artık. Sussalardı keşke, hiç konuşmasalardı. Belki de çok daha da iyi olacaktı. Sadece ikramlarından bahsetseler ve nimetlerini gösterseler yeterdi. Bakın işte deselerdi, hiçbir şey bizim değil, hiçbir şeyi biz yaratmadık. Ne ağacı, ne meyveyi, ne güneşi, ne havayı hatta en küçük bir canlıyı bile biz yapmadık. Kalbe sevgiyi, merhameti, fedakârlığı biz koymadık, Bütün bunları veren, gönderen sadece O Rahmandır, O Allah’tır deselerdi, yeterdi. Bir zamanlar buralarda kimsecikler yoktu, ıssızdı. Dahası bu dünya, bu kâinat da yoktu. Ama bizi gönderen bizi yaratan biri vardı.

Her şeyin sahibi olan Allah vardı.

Şimdi dünya gurbetinde yaşıyoruz zannıyla Senden uzaklarda dolaşıp durmaktayız. Bir ömür böyle gitmez bu ya. Sevgini, şefkatini fark ettiğimiz bir gün bu sürgün bitecek. Sana doğru çatlarcasına koşacağız. Rahmetine sığınacağız. Sen ki, Rahmansın, kullarını darda komazsın, yaban ellere bırakmazsın. Sen asla vazgeçmeyensin. Her iş Seninle özel, her iş isminle güzel. Ne güzel demiş Süleyman Çelebi:

“Bir kez Allah dese aşk ile lisân,

Dökülür cümle günah mislü hazan.”

Bir şarkıdaki gibisin;

“Severim her güzeli,

Senden eserdir diyerek…”

Güzelsin, Cemâlsin.

SEN VAZGEÇMEYENSİN; kullarını asla terk etmeyensin. Onlar gaflete dalıp seni unutsalar da, Sen her daim onları kollayansın. Her ihtiyaçlarını bilensin. Görüp gönderensin. Kim kimin eliyle ne getiriyorsa veren Sensin. Nimetlerin arkasındaki sebeplerin eliyle iş görensin. Toprak bir servis penceresi; ağaçlar, elementler, gök, güneş herşey öyle. O perdelerin gerisinde iş gören Sensin. Senin binbir güzel ismin görünüyor. Hiçbir perde, Senin rahmet ve şefkatini örtemez, gizleyemez. Sebepler sadece ve sadece Senin izzet ve azametinin incecik bir perdesidirler.. İman gözümüz, deler geçer bu perdeleri. Aşar bu engelleri. Sen Azizsin. Sen Rahmansın vazgeçmeyensin. Kimin üzerinde kendini aşan bir kıymet, bir değer bir güzellik varsa Sendendir hep. Ey Rahman, herşey Senden armağan...

O sonsuz rahmetin ve şefkatin olmasaydı ne olurduk biz?

Bugün, alev alev yanan bir ekmek fırınının önünde durup, uzun uzun seyrettim içerisini. Dehşetle titredi bedenim. Gözlerim doldu ürperdim. Rabbim, dayanamam ateşine dedim. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Günah işleyenlerin en hayırlısı, günahına tövbe edenlerdir,” buyuruyor. Ne olur günahlarımı yak, beni yakma Yâ Rab. Tövbelerimle yıka, günahlarımdan arındır beni. Ne olur elimden tut, ruhumu günahlarla üşütmeme izin verme. Dayanamam azabına. Cehennemin o dehşetli ateşine. Allah’ım. Sen kulundan vazgeçmeyensin. Biz Senden uzaklaşıp, vazgeçsek de. Her an, her gün, her hafta, her yıl nimetlerinle bizi kuşatansın. Affından, rahmetinden uzakta bırakmayansın. Her an sayısız fırsatlar sunansın...

ALLAH’IM, şimdi de Cennetten bir mevsim sunuyorsun bize. Yine binbir rahmetinle ve nimetinle dopdolu manevî bir ticaret mevsimi bu. Uhrevî bir sergi açıyorsun önümüze.

Mübarek Ramazan kapımızda, biz de boynu bükük Senin kapındayız.

Cennet kapılarının açılıp, cehennem kapılarının kapandığı ve şeytanların bağlandığı bu mübarek aya eriştik şükür. Kur’an’da ismi geçen o tek ve eşsiz aya, Şehrü Ramazana ulaştık şükür.

Bu şerefli aydaki oruç ibadetinin sevabını ise, sadece Sen biliyorsun ve saklı tutuyorsun. Madem böyle. Biz de Senin için, nefsimize en ağır gelen bir fedakârlığa, Senin rızan için kalkışıyoruz ve Bismillah deyip başlıyoruz. Kur’an’ına sarılıp, emirlerini tutacağız. Yemekten içmekten kesileceğiz. Sen istediğin için, Seni Razı etmek için. Bunu içtenlikle aşkla ve şevkle yapacağız. Belki de insaniyetten terakki edip melekleşeceğiz. Madem Sen bizden vazgeçmiyorsun, biz de emirlerini dinlemekle Senden vazgeçmeyeceğiz.

“Emir, demiri keser,” derler. O emir Senin emrinse eğer demir de boyun eğer. Nerede kaldı ki, biz boyun eğmeyelim..

Önümüze koyduğun nimetlere, izin verdiğin süre içinde dönüp bakmayacağız, el uzatmayacağız. Sen hiç bir şeye, hiçbir ibadetimize muhtaç değilsin. Çünkü Samed’sin. Ama biz Sana muhtacız. Ve bizden yapmamızı istediğin her emre ve her ibadete bizler muhtacız.

Değişmek ve dönüşmek isteyen her insana, bu mübarek Ramazanla bir imkân daha sunuyorsun. Belki de bu son fırsattır, belki de bu son Ramazandır...

Bu sıcak aylarda, bu uzun günlerde bize ibadetlerimizi kolaylaştır. Ve rızana ulaştır. Sevgili Allahım geçmişte şükrünü eda etmekte geciktiğim her nimet için şimdi tek tek Sana hamd ediyorum. Bu mübarek ayın içinde Kur’an âyetiyle de belirtildiği üzere, bin aydan, yani 83 yıldan daha hayırlı olan kadir gecesiyle uzun bir ömür sevabını müjdeliyorsun.

Bu mübarek ayda Senden uzaklarda kalan ama yinede Sensiz olamayan nice kulların var. Onları da rahmetinle affeyle. Bir fırsat daha nasip eyle. Ramazan hürmetine, güzel isimlerinle, sonsuz merhametinle affeyle.

BİZ Senden nasıl vazgeçeriz Allah’ım. İçimize; sevgini, şefkatini Sen koymuşsun. Kalbimiz Seninle sevginle atıyor. Bunun için biz de Sana doğru atılıyoruz, o uçsuz bucaksız Rahmetinin kucağına sığınıyoruz. Onca günaha, onca hataya, onca isyana rağmen o hiç tükenmeyen emsalsiz şefkatinden ve merhametinden ümitvarız, af diliyoruz. Ne olur vazgeçme bizden, silme adımızı lütfen, inanmış kullarının listesinden. Üzerimize bir çizgi çekme lütfen. Ebediyen sürsün bu sevincimiz. Ne olur Senden uzakta bırakma bizi. Ruhumuza cehennemi hâletleri yaşatma. Âmin... Vazgeçme ne olur bizden. Sen vazgeçmeyensin. Sen bizi hiç ama hiç terk etmeyensin. Ramazana, Kur’an’ına, orucuna, iftarına, sahuruna, namazlarına selâm olsun. Hz. Peygambere (s.a.v.) ve ashabına salâtü selam olsun. Sana da sonsuza kadar hamd-ü senalar olsun.

Ahmed Muhip Dıranas’ın “Serenad” şiirinden o güzelim bölümü hatırlamanın tam da sırası şimdi:

“Geldim işte mevsim gibi kapına

Gözlerimde bulut, saçlarımda çiğ.”


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Dokunuş

 

 

Dokunuş

 

Haşir meydanındaki insanlar, ebed ülkesine uçmak için sabırsızlanıyordu. Peygamberler, şehitler ve büyük veliler için herhangi bir problem yoktu. Ancak diğerleri, "Elli bin sene sürer" denilen bu yolu, dünyadaki hayatlarının karşılığı olan bir vasıta ile aşmak durumundaydı. Her insan, sevap ve günahlarını ortaya döküp ince hesaplar yaparken, sermayeleri yetmeyen bazı gençler bir araya geldi ve kendilerine gözcülük eden meleğe başvurarak: 

? Bizler, dünyada iken meşhur bir yarışmaya katılmış ve ellerimizi günler boyu süren bir sabırla lüks arabaların üzerinden çekmeyerek onları kazanmıştık, dedi. Bu gayretimize karşılık o arabaların verilmesini istiyor ve bu zorlu yolu onlarla aşmayı planlıyoruz.

Melek, yarışmanın detayını öğrendikten sonra:

? Yanlış şeye dokunmuşsunuz, dedi. Sizin arabanız, o yolda gitmez.

Gençler, biraz ilerideki insanları göstererek:

? Şuradaki insanların da bir şeylere dokunduğu söyleniyor, diye itiraz etti. Ama şimdi Cennet?e uçuyorlar.

? Evet!.. dedi, melek. Onlar da dokundular. Hem de günde sadece bir saatçik.  

? Bir saat mi?..diye atıldı gençler. Oysa bizler günler boyu çekmedik elimizi. Uyumadık, aç kaldık, nerdeyse ölüyorduk. Peki onlar nelere dokundular?

? Seccadeye, dedi melek. Küçük bir seccadeye. Şimdi ise onlarla uçuyorlar.


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

BERAT GECESİ’NİN FAZÎLETİ

 

BERAT GECESİ’NİN FAZÎLETİ
Cenâb-ı Hakk zamanı halk etmiş ve onu dilimlere, bölümlere ayırmış; yani senelere, seneleri aylara, ayları haftalara, haftaları günlere, günleride saat ve dakîkalara taksîm etmiştir. Bu kısımlardan bazısınıda müstesnâ olarak yekdiğerlerinden daha üstün kılmış ve onu kullarına rahmet ve mağfiret vesilesi yapmıştır. İşte bu müstesnâ, üstün vasıflarla muttasıf olan vakitlerden biriside Berat Gecesi’dir ki hicrî Şa’bân-ı Şerîf’in onbeşinci gecesidir.
Berat kelimesi Berâet’in kısaltılmışı olup, borçtan,isnad edilen suçtan kurtulmak manâsına gelmektedir. Ayrıca devlet tarafından vazîfelilere verilen ferman ve ödenilen vergi karşılığında mükelleflere verilen makbuz manâsını da taşır.
Berat gecesi fazîleti pek büyük bir gecedir. Bunun en başta gelen sebebi ise Kur’ân-ı Kerîm’in bu gecede indirilmiş olmasıdır. Şöyleki; Kur’ân-ı Kerîm’in indirilişinin birinci safhası olan Levh-i Mahfuz’dan Dünya semâsına indirilmesi bu gecede tahakkuk etmiştir. Hutbemin başında okuduğum Âyet-i Kerîmesinde Cenâb-ı Hakk: “Hâ- mîm.(Helâl ile harâmı vesâir hükümleri)açıkca bildiren (bu)kitâba yemîn ederim ki, hakîkat, biz onu mübârek bir gecede indirdik. Gerçek biz(onunla kâfirlerin uğrayacakları azâbı)haber vericileriz. (O, bir gecedir ki) her hikmetli iş, nezdimizden sâdır olan bir emirle, o zaman ayrılır.”

Ayrıca bu geceye mahsus beş büyük haslet vardır:
Birincisi:Hikmetli her iş bu gece tefrîk ve vazîfe sahiplerine tevzî olunur. Levh-i Mahfuz’daki ilâhî takdirler arasından o sene içinde cereyan edecek, hâdise ve şüûnâtın listelerinin yazılmasına, nüshalar haline getirilmesine bu geceden itibâren başlanır ve Kadir Gecesinde tamamlanır.
İkincisi: Bu gece yapılan ibâdetin fazîleti pek büyüktür. Hz. Âişe vâlidemiz şöyle naklediyor: Bir gün Hz.Peygamber yanıma girdi, elbisesini çıkardı. Biraz durduktan sonra tekrar giyindi. Ortaklarımdan birinin yanına gidecek diye beni bir kıskançlıktır aldı. O dışarı çıkınca ben de peşine takıldım. Bakîu’l-Ğarkad denilen kabristana vardı. Mü’minlere ve şehidlere duâlar etti. Kendi yaptığımdan kendim utandım ve “Anam babam sana fedâ olsun. Sen Rabbının rızâsı peşinde bende dünyâ peşindeyim diyerek geri döndüm. Biraz sonra Resûlüllah’da içeri girdi.Benim sık sık nefes alışımın sebebini sordu. Kendisine olup bitenleri anlattım. Buyurdular ki: “Allah Resûlü sana haksızlık edecek diyemi korkuyorsun”. Resûl-ü Ekrem elbisesini çıkardıktan sonra “Bu gece ibâdet yapmama müsâde edermisin” dedi. Bende “Anam babam sana fedâ olsun, evet” cevâbını verdim. Namaz kılmaya başladı, bir ara secdede o kadar çok kaldı ki, endişelendim ve yoklarken elim ayağına dokunmuş olacak ki kımıldadı. Bende hayatta olduğuna kanaat getirerek sevindim. Secdede şöyle dua ediyordu: “Ey Allahım! Azâbından affına sığınıyorum, gadabından rızâna ilticâ ediyorum, Senden Sana sığınıyorum. Hiçbir övgüyü senin nefsine karşı olan övgüne denk saymıyorum.” Sabah olunca durumu kendisine haber verdim. “Bunları hem öğren hemde başkalarına öğret. Bunları bana Cebrâil öğretti” buyurdu.”
Üçüncüsü:Cenâb-ı Hakk bu gecede Benî Kelb kabîlesinin koyunlarının tüyleri sayısınca Ümmet-i Muhammede rahmet eder.
Dördüncüsü:Mağfiretin meydana gelmesidir.Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki: “Bana Cebrâil a.s. geldi ve dedi ki: Şu Şa’ban ayının yarısı(berat)gecesi (yokmu) o gecede Allah için, Benî Kelb Kabîlesinin koyunlarının tüyleri sayısınca âzadlılar vardır. Allah, bu gece:Müşrike,çok buğuzkar kimseye,akrabalık münâsebetini kesene,büyüklük taslayana,ana babasına isyan edene ve şarab düşkünü olana (rahmet nazarıyla) bakmaz.”
Beşincisi:Bu gece Peygamberimize ümmetinin tamamına şefaat selâhıyyeti verildi.
Bu gecede tahakkuk eden bir diğer hadise de, kıblenin Kudüs istikametinden, Mescid-i Haram tarafına çevrilmiş olmasıdır.

Bu mübarek geceyi ihyâ etmek, feyzinden istifâde edebilmek için kazâ ve nâfile namazlar kılmalı, tevbe-i istiğfar etmeli, Kur’ân-ı Kerîm okumalıdır. Günün mânâ ve ehemmiyetini birbirine anlatıp, mümin kardeşinin kandilini tebrîk etmelidir. Ayrıca bu geceye mahsus ve kılınması ehemmiyetle tavsiye olunan yüz rek’atlik HAYIR NAMAZI vardır ki, vaziyeti müsait olupta bu namazı kılan kimse, o sene içersinde ölürse şehidlik mertebesine nâil olacağı pîranımız tarafından beyan edilmektedir. Namazın kılınış şekli: her rek’atde bir Fâtiha on İhlâs-ı Şerîf okunur. Mevzû ile alâkalı bir hadîs-i şeriflerinde Rasûlüllah(sav) Efendimiz buyuruyorlar ki: “Şa’bânın yarı(onbeşinci) gecesi olduğu vakit, gecesinde (ibâdet için) kalkınız. Gündüzünde oruç tutunuz. Zirâ Allâh-ü Teâlâ güneşin batışı ile(beraber) dünyâ semâsına rahmetiyle tecelli eder de (şöyle) buyurur: Bir mağfiret dileyen yok mu onu bağışlayayım! bir rızık isteyecek yok mu ona rızık vereyim! bir dertli yok mu (istesin de) âfiyet vereyim! Bu (dâvet) tanyeri ağarıncaya kadar devam eder.”


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Şaban Ayı Programınız Nedir?


Şaban Ayı Programınız Nedir?

Yılbaşına 10-15 gün kala idi. Çay içmek için oturuyorum ferah bir mekana. Çayın gelmesini beklerken arka tarafta oturan baba-oğul çiftinin konuşmalarına istemeyerek de olsa kulak misafiri oluyorum.

-Babacığım, çam ağacı da alıp süsleyeceğiz değil mi?
-Tabi ki oğlum almaz olur muyuz.
-Ama baba hemen alalım.
-Tamam oğlum, merak etme yarın nasılsa yılbaşı için izine ayrılacağım, yarın hallederiz.


Konuşmaları duyunca şöyle fark ettirmeden dönüp onlara baktım. Allah Allah Türkçeyi de güzel konuşuyorlar.Tiplerine bakılırsa yabancı uyruklu da değiller…

Çayımı yudumlarken kendi kendime diyorum ki : “Nasıl da yabancılaşmışız, batı kültürünü benimsemişiz Ya Rabbim !”. Çayımı bitirip kalkıyorum. Araca binmek yerine yürümeyi tercih ediyorum çocukluğumun geçtiği bu kentte.Caddeler mahşeri kalabalık. İnsanlar da bir telaş bir telaş…Yılbaşı geliyor diye vitrinler süslenmiş, çamlar konulmuş.Az ileri de hindi satılan bir yer görüyorum.Görünüşe bakılırsa epey rağbet var hindilere, satıcının yüzü gülüyor.Nihayet kurtuluyorum bu mahşeri kalabalıktan ve atıyorum kendimi bir dostumun evine. Dostla hasbihâl ettikten sonra televizyonu açıyoruz , bakıyoruz ki her kanalda yılbaşı programı reklamları (!)…Sehpanın üzerinde duran gazeteyi almaya korkuyorum.Çünkü biliyorum ki vardır onda da bir yılbaşı işareti.

Ecnebi bir memleketten değil Müslüman bir ülkeden- ülkemizden bir yılbaşı öncesi izlenimlerimi aktarmaya çalıştım.Belki Şaban-ı Şerif ayı ile ne alakası var diyeceksiniz.Bir karşılaştırma yapmak istiyorum.Bizim kültürümüzde olmayan, Ehli küfrün kutladığı bir bayramı sanki kendi bayramımız yokmuş gibi benimseyip kutluyor insanlarımız.Bakınız bu kutlama için hazırlıklar 10-15 gün önceden başlıyor.İnsanlar adeta birbiri ile yarışıyorlar.Her yerde bir hareketlilik, koşuşturmaca oluyor.Çalışan babalar, mübarek bayramlarda sıla-i rahim için bile izin almazken yılbaşı için alabiliyorlar ! Ama cahilliklerinden, ama gafilliklerinden yılbaşı hazırlıklarını yaparlarken mutluluğun resmini çiziyorlar. Heyecanla 31 Aralığın 1 Ocağa bağlanmasını bekliyorlar.

Kıymetli dostlar yılbaşı sadece bir örnekti. Şimdi kendimize dönelim ve şu soruları soralım:
“Mübarek günlere, aylara, bayramlara nasıl hazırlanıyoruz? Belli bir programımız var mı? Biz de heyecan yaşıyor muyuz yüreğimizde?”

Daha dün üç aylara daha çok var diye bekliyorduk.Derken Şehrullah olan Receb-i Şerif geldi ve geçti.Şimdi de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) benim ayım buyurduğu Şaban-ı Şerif ayına girmiş bulunmaktayız.Ardından da bereketli Ramazan-ı Şerif ayımızı karşılayacağız inşallah.

Kaçırmayalım şu mübarek ayların fırsatlarını.Oturalım ve kendimize bir program hazırlayalım.Her zamankinden fazla ibadet ve taat ile geçirmeye çalışalım zamanlarımızı.Peygamber Efendimizin (s.a.v.) ayında ona bol bol salavat-ı şerife gönderelim.Tövbe ve istiğfar edelim.Teheccüdlere kalkalım, Tesbih namazları kılalım.Kendimiz için , birbirimiz için, Ümmeti Muhammed için dualar edelim, yalvaralım yakaralım.

Şimdiler de meşhur bir söz var ya geçen aylarda meydanlarda slogan olarak kullanmışlardı : “Yarın çok geç olabilir !”Şaban-ı Şerif ayı “Şerefli, ulvî, berâta erdirici, ilahi ihsana kavuşturucu, mü’minlere rahmet ve kafirlere gazap olan ilahi nura nail edici” bir aydır.En iyi biçimde idrak etmeye çalışalım.Zira “Yarın çok geç olabilir !”….

Selam ve muhabbetle…


Hilmi AHISKALI
14.08.2007

_________________

 

sadakat.net ( Dinine sadık nesiller için )


glitter-graphics.com

Yorum (2) Yorum yaz!

1400 yy. öncesinden e-mail

Ey Allah (c.c.)ın kulları! Bugünün genç müslümanları! Her gün sabırsızca bekliyorsunuz, "Bana e-mail geldi mi?" diye. Günde bir kaç kez online oluyorsunuz. Mutlu oluyorsunuz, "Bir mailiniz var!" yazdığında. için sabırsızlanıyorsunuz. Bazı mesajlar gerçekten güzel, Arkadaşlarınızdan, dostlarınızdan sıcacık. Fakat çoğu öylesine gelmiş; alakasız. Sadece zamanınızı alıyor. Derhal siliyorsunuz. Biliyor muydunuz, yaklaşık 1400 yıl önce, Allah(c.c.) size uzun bir e-mail gönderdi. Meleği Cebrail(a.s.) aracılığıyla elbet, Kulu Muhammed Aleyhisselatuvesselam?a Açtınız mı bu e-maili? Subject: Kur'an, "Kuşku Barındırmayan Rehber" Download ettiniz mi bu dosyayı? Kalbinize bookmark'ladınız mı? Hayatınızın "favoriler"ine eklediniz mi? Her sabahınızın "başlangıç sayfası" yaptınız mı? Açtıysanız bu e-maili Hepsini okumuş olmalısınız... Gönderilen elçilerin kıssalarını... Helak olan kavimlerin öykülerini... İnsanlığa mesajları, Günlük hayatınızın rehberini, Geleceğe dair güzel haberleri, müjdeleri. Allah?ın sizden "reply" edip, E-mail olarak iyi amel beklediğini. şimdi, her sabah uyandığınızda; İlk bu e-maili okuyun. Kur'ân'da "save" edildiği şekliyle, Hatırlayın ve ona göre "reply" eyleyin. Sevgili genç müslümanlar; İslamın geleceğine "enter"leyin sadakat.net alıntı

http://www.herkonudan.com/


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

myspace backgrounds
Myspace Backgrounds