Tarih - Efrâdını câmi, Ağyârını mâni..... - Blogcu



Sultan II. Muradın oğlu II. Mehmete nasihati

 

             Ey benim sevgili oğlum!İnsan oğlunun her birinde, başkalarıyla çeşitli münasebetler kurmaya yarayan normal bir akıl bulunmalıdır. İşte bu akıl, bütün saadet ve mutluluğun tükenmez kaynağıdır.Bir de, kendilerine Allah tarafından bu normal aklın verildiği kimseler vardır. Bunların hiçbir vakit ne çocukluk, ne gençlik, ne olgunluk, ne de ihtiyarlık çağlarında her hangi bir şeyden ne olumlu ne de olumsuz yönde etkilenmedikleri görülür. Hayatlarında sadece keder ve acının bir gevşeme ve bir tembellik bıraktığı sanılır.Ve bunlar kendi hayatlarının gençlik, yaşlılık gibi hemen her devresinde, keder ve ıstırap tan kurtulamadıkları için huzura kavuşamazlar.

"Hayata doyum olmaz, az veya çok olması, onun kıymetini azaltmaz.Bir meyve ancak olgunlaştığı zaman güzelce yenir.Bunun gibi insanların da gün görmüş, tecrübeler geçirmiş olanları her zaman tercihe şayandır. Gençlik çağında duyulan zevk ve sefayı, ben uyuz hastalığına yakalanmaya benzetirim. Bu hastalığa tutulan, ancak kaşındığı zaman rahata kavuşur.Tabii ki böyle bir kaşınma sonunda, daha da kötü bir duruma düşer. Kişioğlu gençlik yıllarında işlediği kabahatları da, genellikle düşünüp taşınmadan işler. Fakat sonraları bunları hatırlayınca, bu suçlar kişinin kalbine hançer gibi saplanır ve kişinin canını sıkarlar.

Gençliklerinde, doğru ve iyi yolda gidenler bunun karşılığı olarak, yaşlılıklarında hürmet ve ikram görürlerGüçlü ve kuvvetli olmak iyidir. Fakat kuvvet aklın emrine verilmelidir.Âlemlerin yaratıcısı olan Yüce Allah, insanoğlunu bu dünyaya daimî yaşamak için göndermemiş, hayatın bitiminde ölümü tatmasını da istemiştir.Yüce Allah, insanoğluna bu dünyada, belli bir nefes ve rızık takdir etmiştir. Kimse ondan fazlasını alamaz.Beni böyle sapasağlam olarak ihtiyarlığa ulaştıran iki şeyi iyice tecrübe etmiş ve bir âdet haline getirmişimdir. Bunlardan biri az yemek; diğeriyse yediklerimi sindirmek için gezip dolaşmaktır. Şunu da iyi bilmeni isterim:Bu dünyada üç türlü insan vardır,

biri; akıl ve fikirleriyle yerinde, geleceği az çok gören ve düşünen, hiç bir anormallikleri olmayan kişilerdir.

İkincisi; yolların doğru veya eğri olduğunu bilmekten uzak olan kimselerdir. Ama bu duruma kendi istekleriyle değil, çevre etkisiyle düşmüşlerdir. Nasihat edildiğinde kabul eder ve söz dinlerler.

Üçüncüleri ise; ne kendileri bir şeyden haberdardır ve ne de yapılan ikazlara, nasihatlere kulak asarlar. Sadece kendi arzularına uyar ve her şeyi bildiklerini sanırlar. Bunlar diğerlerinden daha zavallıdır.Ey oğul! Yüce Allah, eğer seni ilk sırada saydığım kişiler arasında yaratmışsa sevinirim. İkinciler gibiysen, sana yapılan nasihatlere kulak vermeni tavsiye ederim. Sakın üçüncü gruba dahil olmayasın. Onlar ne Allah'a, ne de insanlara karşı iyi bir durumda değildirler.

Padişahlar, elinde terazi tutmuş bir kimseye benzerler. Sen padişah olunca teraziyi doğru tutmanı isterim. O zaman Yüce Allah da senin iyiliğini arzular. Her şey Allah'ın malumudur. Her şey sadece O'nun (Allah Teâlâ) tarafından bilinebilir." 


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Herkes yediğini ikram eder İsmail !

Yavuz Sultan Selim zamaninda, Iran Şahı İsmail kiymetli mücevherlerle süslü bir sandik hediye gönderiyor,Sultan Selime. Sandık açılıyor. İçinden çeşit çeşit değerli taşlar, kıymetli atlas, kadife kumaşar çıkıyor. Fakat bir de pis bir koku yayılıyor.

Dehşet bir koku, herkes burnunu tikiyor.Neyse en alttaki bohçadan insan pisliği çıkıyor.. Yani Osmanlı'ya büyük bir bir hakaret ediliyor!!!!! Cihan Padisahı emir veriyor, herkes düşünsün, buna ince bir sekilde cevap vermemiz gerekir.

Ve cihan padişahı yine çözümü kendisi buluyor.

Ayni şekilde değerli mücevher ve kumaşlarla süslü bir sandik hazirlatiyor. İçine o zamanın Osmanlı Istanbul´unda imal edilen gül kokulu en nadide lokumlardan bir kutu hazırlatiyor, en altina da küçük bir kağıt ve bir satir yazi ekleyip gönderiyor. Sah sandığı açıyor. Halılar,değerli taşlar...

Açtıkça güzel bir koku ve en altta bir kutu lokum. Anlam veremiyorlar tabii. Bizim elçi yiyor önce,zehirsiz olduğunu göstermek için, sonra oradakilere ikram ediyor. lokum bittikten sonra kutunun içindeki notu Sah İsmail okuyor:

"Biz biliriz ki,herkes yediğinden ikram eder."

(herkonudan.com)


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Istanbulu böylesine çok sevdigimi hissedememiştim

 

Daha yeni hatırladım,Istanbulu böylesine çok sevdigimi hissedememiştim. Sen yatırdın aklıma.Eyup'ten çınar kokularinin rüzgarlarına binip,Beyazit'a estiğini farkedememiştim.
Bir bakıyorum,üniversitenin kapısında:Inna fetahna... yazıyor.Coskun bir sel giriyor bedenime,içim kabarıyor,azıyor,Sarayburnu sahilinde adalara bakıyorum özlemle,
Istanbulu seyrederken,umut dolu gözlerimle,bir sıcaklık hissediyorum içimde,Arnavut kaldırımlarını adımlayarak,sana soruyorum:Sen Istanbul'u benim kadar seviyor musun?

alıntı .......


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

Bir İstanbul Aşığı;

 

Bir İstanbul Aşığı;


Evet, ben bir İstanbul aşığıyım... Suyum da, toprağım da, havam da İstanbul yani. Yaşayanlar bilir Eminönü'nde balık kokusunda dolaşmanın hazzını,şehadet parmakları minareleri seyre dalıp içlenmeyi, denize şöyle bir göz atıp içindeki derdi tasayı suya bırakmayı,yeni cami önünde kuşlara yem verme semasını .

Sultanahmet'te doğup büyüdüm ben. Yıllarca her sabah 5 civardan gelen ezan sesiyle uyandım. Sıkıldım mı Sultanahmet Meydanında şöyle bir tur attım, yerlerdeki at kestaneleriyle oynadım. Gün oldu; vurdum kendimi Galata'dan Taksim'e, hürriyetin keyfine vardım. Kâh bindim vapura kendimi sulara gömdüm, kâh indim vapurdan bu şehre hayran kaldım.

Doğup yaşamayanlar zor şehir der İstanbul'a, ama iyidir benim şehrim. Cefakârdır, her tür insanı sinesinde barındırır. Vefakârdır, bırakıp gider, tekrar gelirsin sesini çıkarmaz. Sefakârdır, her telden her dilden geçer. Davetkârdır, bir kez sur kapısından geçtin mi yine gelmek istersin.Ayrılamazsın Sultanahmet'ten,hissedersin tarihin nefesini.Sarayburnu'nda martılar selam getirir sana üsküdar'dan .

İnanılmaz seviyorum seni yedi tepeli şehir, altın gök kubbe,şehadet parmakları, kuş cıvıltıları, beyaz köpüklü denizim... Her şeyden vazgeçilir de bu şehirden asla. Bu sözleri duyarak büyüdük, karşılığı yoktu bu şehirde yaşamanın, soluklanmanın. Ve daha anlatamadığım nice güzelliğin.Ayrı düşsem bile İstanbul hala kanatlarımın altında...Seni çok seviyorum.


Seni ve bana verdiklerini seviyorum eşsiz güzellik..
Alıntı…


glitter-graphics.com

Yorum (yok) Yorum yaz!

 

Osmanlı Medeniyetinde Çiçeklerin Dili ...

       

      Osmanlı Türklerinin, altı asırlık tarihleri boyunca yoğrula yoğrula kendine has, orjinal  ve zarif bir medeniyet geliştirdiğini ...

 

      Osmanlı ülkesinde, bir evin camının önüne konmuş bir saksıda sarı çiçek bulunuyorsa bunun; “ Ey yoldan geçen, bu evde hasta var; yüksek sesle konuşup onu rahatsız etmeyiniz “ anlamına geldiğini ...

 

      Camın önündeki saksıda kırmızı bir çiçek bulunmasının ise; “ Ey yoldan geçen, bu evde gelinlik kızımız var; kullandığın kelimelere dikkat et; ağzından argo bir kelime çıkmasın” anlamına geldiğini ...

       

                                                                                               Biliyor muydunuz...............?

 


glitter-graphics.com

Yorum (2) Yorum yaz!

myspace backgrounds
Myspace Backgrounds